1980’li yıllarla beraber dünya ekonomisinde yeni bir tartışma alevlenmeye başlamıştır. Bu tartışmanın başlıca sebebi enflasyonun yalnızca para politikası kaynaklı olduğunu belirten görüşe olan inancın yitirilmeye başlanmasıdır. Nitekim, 80’li yıllarda birçok gelişmiş ülke merkez bankası uyguladıkları para çapası politikalarını bu nedenle bırakmayı tercih etmişlerdir. Bu doğrultuda, Sargent ve Wallace’ın parasal iktisat literatürünün en önemli eserleri arasında yer alan çalışmasında; uzun dönemde para politikasının enflasyon üzerinde bir etkisi olmayabileceğini, mali baskınlığın yani bütçe açıklarının borçlanma ile kapatılması sonucunda borçların sürdürülemez hale gelmesi ile birlikte para politikasının çökeceğini ifade etmişlerdir. Yani enflasyonla mücadelenin yalnızca sıkı para politikası ile olamayacağı, bunun yanında maliye politikasının da desteğine ihtiyaç duyulduğu açıkça belirtilmiştir.

Türkiye Ekonomisi

Türkiye ekonomisi 80’li yıllara, 24 Ocak 1980 kararları ile girmiştir. Bu kararlar doğrultusunda devalüasyon yapılmış, devletin ekonomideki payını küçültmeye yönelik önlemler alınmış, tarım ürünleri destekleme alımları sınırlandırılmış, bazı alanlar haricinde sübvansiyonlar kaldırılmış, dış ticaret serbestleştirilmiş ve yabancı sermaye yatırımları teşvik edilmiştir. Böylece ithalat serbest bırakılmış, Türkiye’nin cari açığı da artmaya başlamıştır. Bazı ülkelere olan borçlarımızın ertelenmesi ilerleyen yıllarda dış borçların artmasına sebep olmuştur. Boratav’a göre 24 Ocak kararları “1970’li yıllarda IMF’nin, dış tıkanma koşulları altında bunalan pek çok azgelişmiş ülkeye empoze ettiği standart istikrar politikası paketi ile daha ziyade Dünya Bankası tarafından geliştirilen tipik bir yapısal uyum programının tüm bilinen unsurlarını içermektedir”.

1980’li Yıllarda Türkiye Ekonomisi

80’li yılların başında nominal ücretlerin belirlenmesinde Yüksek Hakem Kurulu (YHK) oluşturulmuştur. Fiyat kontrolleri kaldırılırken, KİT zamları uygulamaya konulmuş böylece kamu kesimi fiyat ayarlamalarında piyasa koşulları dikkate alınmaya başlanmıştır. Memur maaşları, emekli ikramiyeleri, tarım destekleme alımları gibi harcama kalemlerinde kısıntılara gidilmiştir. Vergi gelirleri artırılmıştır. Böylece 1981-83 yılları kamu kesimi dengesi önceki yıllara göre düzeltilmiştir.

1980’li yıllarda Türkiye ekonomisi bir çeşit hasılat kuralı özelliği gösteren vergi sistemi de yeniden değerlendirilmiştir. Kurumlar vergisine şirketler lehine bir dizi istisna ve muafiyet getirilmiştir. Servet beyannamesi uygulaması 1984 yılında kaldırılmıştır. 1985 yılında ise katma değer vergisi yürürlüğe girmiştir. Bu uygulamalar ile Türk vergi sistemi ücretlilerin ve tüketicilerin vergi yükünü üstlendiği bir yapıya dönüşmüştür.

80’li yılların ikinci yarısında kamu harcamaları artırılmış ve genişleme dönemine girilmiştir. İç borçlanma bu dönemde şekil değiştirmiş ve 1985 yılında Hazine’nin bankalara belli aralıklarla tahvil ve bono satması dönemi başlamıştır. Aynı dönemde Hazine’nin KİT yatırımlarına finansal katkısı daraltılmıştır. KİT’ler büyük ölçüde borçlanmaya yönelmişlerdir. KİT’lerin bağımsızlaştırılması ve ürünlerinin piyasa koşullarında arz ve talep edilmeye çalışılması, başta İsveç olmak üzere, ekonomide kamu ağırlığı yüksek olan birçok ülkede gördüğümüz dönüşüm süreçlerinin bir benzeri şeklinde ortaya çıkmıştır.

Türkiye ekonomisi özellikle 80’lerin ikinci yarısından itibaren giderek artan mali açıklar ve iç borçlanma ile karşı karşıya kalmıştır. Çünkü bu yıllarda, parasal genişleme olmadan kamu açığını borçlanma ile kapatmanın enflasyonu yükseltmeyeceği görüşünün hakim olduğu görülmüştür.

80’li yıllarda Türkiye’de IMF kökenli istikrar politikaları uygulanmıştır. Bu dönemde milli gelir ortalama olarak %4’ün üzerinde büyümüş, ihracat temelli politikalar uygulanmış ve ihracata yönelik üretim ile ihracat teşvikleri artmıştır. Aynı süreçte Türkiye’nin ithalatında ve dış borç yükünde de önemli artışlar meydana gelmiştir. Bu dönemde, Türkiye’nin ihracata yönelik üretim yapabilmesi için gerekli olan enerjinin, yatırım malının ve ara malların büyük bir kısmı ithal edilmiştir ve bu ithalatların finansmanında da dış borca başvurulmuştur. Türkiye 80’li yıllar öncesinde kamu finansman ihtiyacını ağırlıklı olarak iç borçlanma ile karşılarken 80’li yıllarla birlikte dışa açılan bir ekonomi haline gelmiş; kamu finansmanında dış borçlanmanın ağırlığı artmaya başlamıştır.

1989 yılında sermaye hareketleri serbestleşmiştir. Bu tarihten itibaren Merkez Bankası daha çok enflasyonu düşürmeye odaklanmış ve sıkı para politikası uygulamasını benimsemiştir. Zira yabancı sermaye girişi talep genişlemesini beraberinde getirmiş ve Merkez Bankasına bir anlamda bu genişlemeyi dizginleme görevi verilmiştir. Türkiye ekonomisinin genişleme ve daralma süreçlerinde dış kaynaklar oldukça önemli hale gelmeye başlamıştır.

Bir önceki yazımız olan Haftanın en çok kazandıran yatırım araçları başlıklı makalemizde araçları, çok ve en hakkında bilgiler verilmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz